ilaç müptelası bir anne ve uyuşturucu müptelası bir abinin muhteşem birer örnek olmasından mütevvellit, ilaç kullanımına oldum olası sempati besleyememişimdir. uyuşuturucular ise büsbütün tüylerimi ürpertmiştir.
bipolar tanısı komulduğundan beri düzenli içmek zorunda kaldığım bir ilaç var. güya modumu düzende tutuyor. bedeli çok ağır. yan etkilerinin içinde kilo almak en hafifi. kemik kırıkları mı istersin, zihin bulanıklığı mı, envai çeşidi var. bu yan etkilerden elbette ben de bolca nasibimi aldım. 12 kilo aldım, zihin bulanıklığı desen ayrı bir mesele, bazen kim olduğumu anımsamakta zorlanıyorum. hele ki eklem sorunlarım inanılmaz arttı, kemik kırığına kadar gitti mesele. anlayacağınız, böyle bir ilaca dayanmayı derviş sabrı gerektiriyor.
biri bana ne olur izah etsin! niye psikyatristler kolay yolu seçip ilaç pompalar bize? tedavi etmiyor ki bu ilaçlar, sadece semptomları gideriyor. gerçekten tedavi ediyor olsaydı, ilacı bıraktığın anda tekrar atak geçirme olaslığı olmazdı. amaç, diğer bütün rahatsızlıklarda olduğu gibi, farma endüstrisini zengin etmek! inanmıyorsanız, buyrun, geçen sene, dört kişinin katıldığı bir konferansı dinleyin! katılımcılardan biri, sadece tıp üzerine yazan bir gazeteci, biri hekim, bir diğeri harvard tıp fakültesi'nde hoca, sonuncusu ise bir ilaç represantı. her biri konunun uzmanı. tabii ana akım tıbba, psikyatriye karşı bu söyledikleri, anlattıkları. elbette ilaç endüstirisi bu tür konferansların pek duyulmamasını sağlıyordur.
oysa anakım psikayatri ve/veya psikloloji mensubu olan hekimler, akut psikoz, ya da episod dediği durumu bizler gibi algılamayacaktır. aslında bizler için zihnin açılması, algının güçlendiği zamanlardır bunlar. ama gel de bunu bir psikiyatriste anlat! benimki hemen, "eyvah, bir dalgalanma mı var" endişesiyle yaklaşırdı eminim. belki de aynı psikozu yaşayan bir hekim bulmalıyım. zira ana akım psikyatristlerin düşüncesi, bipolar kişinin kendisini her şeye muktedir olduğunu "sandığını" söylüyorlar.
gerçekten sadece sanıyor muyuz? yoksa siz mi bilmediğiniz bir mevzuda ahkam kesiyorsunuz? konu üzerine okumak, ve bunu yaşayan kişiyi dışarıdan gözlemlemek farklı şeyler, bizzat içinde olmak başka şeyler. bunun sebebini bir sonraki yazımda anlatmayı düşünüyorum.
doctor who adlı diziyi bilenler bilir, zaman yolculuğu yapıp, galaksileri, gezegenleri, ama tabii ki dönüp dolaşıp dünyayı kurtaran, adı sanı olmayan ve doktor olarak bilinen bir zaman lordu vardır. bu dizinin 8.sezonu, 10.bölümünde, yani "the forest of the night" adlı bölümde şöyle bir diyalog* geçer:
CLARA: Yes, I know that we have to find her. Doctor, listen to me. Her sister went missing last year. She's on medication. The child is barely functioning. She hears voices. She's very vulnerable.
DOCTOR: What do the voices say?
CLARA: I don't know. She takes tablets and they stop.
DOCTOR: You people. You never learn. If a child is speaking, listen to it.
meali:
clara: biliyorum, onu bulmak zorundayız. doktor dinle, kız kardeşi geçen seneden beri kayıp. o yüzden ilaç veriyorlar. çocuk zar zor hayatını idame ettirbiliyor. sesler duyuyor. savunmasız bir halde.
doktor: sesler ne söylüyor?
clara: bilmiyorum. ilacını alıyor ve sesler kesiliyor.
doktor: ah siz insanlar. hiç bir zaman öğrenemeyeceksiniz. bir çocuk konuşursa, onu dinlemeniz gerekir.
bu sözü duyduğumda, "evet ya, neden susturursunuz bizi?" diyerek çığlık atasım gelmişti.
boşuna dememiş bir iskandinav atasözü "gerçek insanlar çocuk insanlardır". hep içimde büyümemiş bir çocuğun var olduğunu yetişkinliğe geçişimden bu yana düşünürüm. o yüzden değil midir, yaşça benden çok küçükler bana ablalık yapmaya kalkarlar. ya da benden küçüklere abla, abi diye hitap ederken, beni ismimle çağırır.
bir türlü büyüyemedim. çocuk insanlar belki yaşlanır, ama asla büyümez.** hep çocuk kalırlar.
ancak, maalesef çocuk insanları ilaçla susturmayı bilirler.
*dizinin bahsekonu bölüm transkriptini burada bulabilirsiniz.

No comments:
Post a Comment